KARTANEM SIIR CENNETIM

counter-box.de Counter-Box

Edebiyat Tüneli

• 19/3/2006 - Beyaz Kanatli Kumru

Kategori: Hikaye

Yaz. Gece, yavaş yavaş aydınlıkla silinmekte. Ortalık aydınlanmış ama güneş henüz doğmamış. Gökyüzü kumru renginde. Yer, boğaz girişindeki şirin kasaba. Mavimsi pus, rüzgârsız kasabaya çökmüş. Kasabanın, fiyakalı sessizliğini, guguk ritmleri bozuyor. Sabahın taze kokusunu kokluyorsunuz. Herşey, yerli yerine oturmakta gitgide. Sabah ezanı okunmuş, güneşin yükselmesini bekliyor doğa. Kumrular ortalarda geziniyor, ama guguk kuşları biryerlere saklanmış. Gugukları dokunuyor havadaki sessizliğe. İki ya da üç dakikalık aralıklarla, hafif darbeler vuruluyor dinginliğe. Her guguk sesi insanın içini ürpertiyor ve dinleyen, bir sonrakini bekliyor sabırsızlıkla. Çok dingin bir ortam. Yokuş yukarı giden yolun sonuna doğru beliren cami avlusundaki selvilerle paylaşılıyor, bu dinginlik.

Tamam! Şimdi her şey yerli yerinde! Yarım saat için kumrular, guguk kuşları ve ben esir aldık kasabayı. Yarım saat sonra martılar, arsız çığlıklarıyla sahiplenecekler kasabamızı.
Sonra, onların ellerinden de gidecek. Uyanacaklar. Önce sokak satıcıları, sonra uzak olmayan liman, daha sonra tüm kasaba. Şu yarım saati alabildiğince hissetmeli. Olabildiğince yaşamalı, sevince boğulmalı, ürpermeli. Kumrularla birlikte. Deniz, çok yakın ama mahalle içinde ev. Kıyıda ufak dalgaların çırpınışları bozuyor bu dinginliği. Görmüyor ama hissediyorum. Bindokuzyüzaltmışaltı'nın bir haziran sabahı çılgınca mutluyum, yarım saatliğine. Mutluluğumu takip ediyorum bakışlarımla. Bir, karşıdaki eski evin çatısına, bir, caminin minaresine, bir, mezarlıktaki selvinin tepesine. Guguk kuşlarımın sesleriyle, kumrularımın uçuşlarıyla. Henüz güneş kirletmemişken griliği.

Kış. Vakit geceyarısını geçmiş.
Başkent. Kumrular var burada da. Yuva yapmışlar, apartman boşluğuna bakan, banyo penceresine. Yuvanın içinde dört yavru, açlık çığlıklarıyla gecenin sessizliğini bozmakta. Ekmek ufalamaya çalışıyorum anne'ye, yavrularına yedirsin diye. Ürküyor, karşı cama geçiyor. Biliyorum, ben gittikten sonra minnettarlığını belirtmek için gelecek. Biliyorum mağrur, gururlu seyrediyor beni. Vakit gece yarısını geçmişti ve bindokuzyüzseksen'in bir Aralık gecesiydi.

Hiç, sizin kumrularınız oldu mu? Birşeyler paylaştınız mı onlarla? Hiç paylaştınız mı bir kumruyla ekmeğinizi? Sevginizi? Özgürlüğü paylaştınız mı onlarla? Uçarken. Sonsuzluk duygusunu? Benim kumrularım oldu. Kedilerim de. Soğuğu paylaştım onlarla, yalnızlığı, sessizliği.
Ama daha önce sevgiyi. Aslında benim kumrularım değildi onlar. Sahiplenirdim, o özgür çırpınışları. Onlar izin vermeseler de. Üç beş ekmek kırıntısıyla paylaşırlar benimle, insanların paylaşamadığını. İnsanlarla paylaşamadıklarımı.

Bahar. Bindokuzyüzdoksanbeş'in bir Mayıs sabahı. Balkona alıştırmışım kumrularımı, kış boyunca. Onlarca kumru gelirdi, sabah doymasına. Bir tepsinin içine yarım ekmek, biraz da su. İki işi birden görürlerdi. İşte, o gün görmüştüm onu.
O, Mayıs sabahı. Kanadı beyaza çalan, uçarı, açıkgöz, çapkın, delifişek, galiba erkek. Hiç merak etmemiştim cinsiyetlerini. Nedense farklıydı, biliyordu alımlı uçmasını. Bir, karşı damda; bir, koyveriş ağaçta; bir, benim balkonda. Farklıydı işte! Belki erkek, belki dişiydi, ama farklıydı!

Alışmıştık birbirimize. Ben, tepsilerini getirirken öbürleri pek yaklaşmazdı.
O, yarım metre öteden beni izlerdi. Mağrur, gururlu, bir taşralı ürkekliğiyle. Dalardım, anlatırdım. Bıkmadan dinlerdi, gözlerini kırpıştırarak. Dostluğumuz ısıtırdı, balkonun sabah serinliğini. Çok sevmiştim; o, beyaza çalan kanatlı kumruyu.

Güvercinler gibi değildir kumrular. Kumrular özgürdür. Bir tas yem için sahiplerine üç takla atmazlar. Süslü, renkli, karbeyaz değildirler. Gridirler. Yapılı ve düzgündür vücutları.
Paçaları yoktur, onlar, sıradan ve sadedirler. Aç, özgür ve mutludurlar.

Güvercinlerden daha çıkarcıdırlar, kediler. Olmadık yılışıklık onlardadır. Nankörlüğün, en safını onlarda bulursunuz. Benim kedilerim de oldu. Ben, kedilerimi de sevdim. Uzun kış gecelerinde, aynı yatağın sıcaklığını paylaştım.

Ve kediler, kumruları damlarda yakalarlar. Pazarlıksız olan daima kaybeder. Bir can kopar içinizden; kedinin ağzında, kumruyu görünce. Tıpkı o sonbahar gününde, beyaz kanatlı kumruyu son görüşüm gibi. Ben, kedilerin damlarda dolaştıklarını çok görmüştüm.

Çok sevmiştim, o beyaza çalan kanatlı kumruyu. Ne de güzel uçardı çapkın. Özgürlüğün tadını çıkarırken, uçuşunu izleyene içirirdi.

Çok sevmiştim, beyaz kanatlı kumruyu, çok!

 

 Muammer Aygün                        1989 Y.Ayrancı

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 19/3/2006 - Kamçatka Ayıları

Kategori: Hikaye

KAMÇATKA AYILARI

 

Kamçatka nerededir bilir misiniz? Amerika'da Alaska'nın tam karşısına, belki biraz güneye rast gelen, Rusya topraklarında büyük bir yarımada vardır. İşte, orasıdır Kamçatka. Asya'nın en doğu ucudur. Kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerdir, ama hayatla doludur. Kuş uçar oralarda. Dağların arasında akıl almaz büyüklükte tatlısu gölleri vardır.

Dört mevsim de yaşanır Kamçatka'da. Hem de alabildiğince güzel. Ve ayıları vardır Kamçatka'nın. Bazen, ilkbaharda neredeyse bir bizon sürüsünü andırırlar. O anda, otoburdurlar. Ve anne ayı, üç yavrusunu daima kollayarak uzaklaşır ininden. Amaç, denize bir ırmakla bağlı olan göle ulaşmaktır.

Niçin derseniz; o gölde, yaklaşık üçbin kilometreden, yani okyanustan hiçbirşey yemeden gelen Somon balıkları vardır. Gelirler, yumurtalarını göle ulaşan sığ dere yataklarına bırakırlar ve orada ölürler. Doğal üreme içgüdüsüdür bu. İşte, anne ayının amacı, yavrularına yüzer kilo, kendisine de ikiyüz kiloya yakın yağ depolattıracak olan somonlardan yemektir. Eğer bunu başaramazsa yavrulardan biri veya birkaçı ya da kendisi, gelecekte yatacağı kış uykusundan uyanmıyabilir.

Yalnız önemli bir tehlike daha vardır annenin önünde. Erkek ayılar. Beş yaşından büyükleri; yavru ayıları, otoburken de etoburken de öldürmeye çalışırlar. Bu yüzden, yavru ayıların yarısı iki yaşına gelmeden ölürler. Yani kış uykusu dışında daima tetiktedir anne ayı. İnden oldukça fazla uzaklaşırlar yavrularıyla birlikte.
Göle ulaşmak kolay değildir.

Anne ayı, yavrularına avlanmayı öğretmekle de yükümlüdür. Erkek ayı ise, hala yavru ayı peşindedir. Bu arada somonlar tüm güçlerini sarfedip, o eşsiz koku alma duyularıyla, sürüler halinde gelmeye devam ederler. Ve artık o kadar sığ bölgelerdedirler ki, vücutlarının üst kısımları görünür hareket ederken. Bu durum, erkek ayıları bir süre için meşgul eder. Sonra son bir kez denerler, küçük ayıları öldürmeyi.
Sonra da çekip giderler. Karınları tok, sırtları pektir.

Artık ölmeye yüz tutan somonları yakalamak çok kolaydır. Anne yavrularını yavaş yavaş suya alıştırmaktadır. Aynı anda, martılar ölü somonları didiklemekte ve beyaz dağ kartalları ise, martıları ve yavrularını kaldırmak için havalanmaktadır. Çıldırtıcı bir besin zinciri. Ancak hiçbiri, erkek ayı gibi değildir. Yalnızca karınlarını doyurma içgüdüsüdür, onlara bunları yaptıran.

Ya erkek ayılar. Onlar, sadece yavruları öldürüp bırakırlar. O kadar!

Niçin mi anlattım bunları. Hiç! TRT 2'de bir belgesel seyrettim de......

 

Muammer Aygün 

Bağlantı

• 18/3/2006 - O'nu Sevmek

Kategori: Hikaye

O’NU SEVMEK

 

O önce aşık olduğunu zannetmişti. Her yıl ya da iki yılda bir olurdu bu. Sessizce aşık olur, hiç kimseye bir şey söylemez, bu aşk platonik bir şekilde devam ederdi. Gelip geçerdi bu durum. Öylesine kabullenmişti ki, nasıl olsa aşık olduğunu kendisine ve karşısındakine itiraf edemeyecek, belli bir süre geçtikten sonra nasıl olsa elde edemeyeceği “O” sıradanlığa bürünecek ve onu tarifsiz acılar içinde bırakarak sessiz bir siluet gibi zihninden silinecekti. O önceleri aşık olduğunu ve bunun da belirli bir süre sonra geçeceğini zannetmişti. Ama aradan bir yıl geçmesine rağmen yara kapanacağına daha da büyümeğe başlamıştı.

 

Seviyordu O’nu. Aşık olmanın ötesine geçmişti bu duygu. Serviste onun varlığının, ilk defa ne zaman farkına vardığını hatırlamıyordu. Ancak bir ilkyaz günü yanına oturduğunda sıcaktan bunalıp, arkasındakine cevap verir gibi, kendi kendine konuşurken yakalamıştı O’nu. Belli ki yalnızca sıcaktan şikayet ettiğini etrafındakilere duyurmak istemişti. O günden sonra sürekli O’nu gözaltında tutar olmuştu. İlk sene hiçbir şey söylememişti. Ama içten içe sevmişti o güzel kızı. Bir buçuk sene geçer diye beklemişti. Nasıl olsa bir gün küllenirdi bu aşk. Ama öyle olmamıştı. Bu sefer yakıyordu içini. Hiç de düşündüğü gibi değildi.

 

Her defasında serviste bulmayı düşündüğü O, eğer o gün serviste yoksa orta yaşlı adamın tüm dünyası kararıveriyordu. Artık hiçbir şeyin önemi kalmıyordu. Eğer servisteyse, adamın çevresi bir anda çiçeklerle çevriliyor, her şey bir anlam kazanıyordu. Ufak ufak yakınlaşmaya başlamıştı, ama aynı zamanda da bu yaptığından utanç duyuyordu. İlk önce özürlüler üzerine yaptığı çalışmaları ve özelleştirme konusunda üzerinde çalıştığı bir araştırmayı vermişti kıza. Sonra bir yılbaşı ertesi, yeni yıl hediyesi olarak bir kitap ve anılarının ham şeklini verme cesaretini göstermişti. Servisten inişten asansöre kadar birlikte yürümüşlerdi. Öylesine mutlu etmişti ki adamı o gün birlikte yürümek. Ondan sonrası çorap söküğü gibi gelmişti. O’nun odasına gitmeler, oda arkadaşıyla tanışma, daha sonraları kendi odasına Ö’nun gelmeleri.

 

Bu gidip gelmeler sırasındaki konuşmalarda adam konuşurken O büyük bir olgunlukla onu dinliyor, belki de içinden, birden karanlıklar arasından çıkıp gelen bu adama karşı saygınlık duyuyordu. Bunu hiçbir zaman bilemeyecekmiş gibi geliyordu orta yaşlı adama. Ama adamın kesin olarak bildiği bir şey vardı. Sevilen kadın, hele O’nun gibi son derece akıllı ve zeki olanları, sevildiğini anlardı. Ne olursa olsun mutlaka anlardı. Bu duygu adama müthiş bir utanma ve geri çekilme refleksi veriyordu. Oysa içinde bulunduğu durum son derece olağandı, karşı cinsten birini sevmesi kadar doğal bir şey olamazdı. Bunu O’na söylemesi ise imkansızdı. Kendini frenleme ve duygularını bastırma daima ağır basıyordu. O onu hiç sevmiyor olabilirdi. Hatta ona söylemediği bir sevgilisi ya da arkadaşı olabilirdi. Bunları son derece doğal karşılıyordu. Ama O’na O’nu sevdiğini söylemek ...... Tıkanıp kalıyordu işte..! Duygularını anlatmak için kelime bulamıyordu. Kaç defa bunları anlatmak için her şeyi göze alıp aşağı O’nun odasına inmiş ama başaramamıştı. Hatta O’nun bu açılmayı beklediği zehabına bile kapılmıştı. Ama yapamıyordu.

 

O’nu tanıdığının ikinci yazı büyük acılar çekerek paylaşmıştı yalnızlığını sonsuzlukla. Ne kadar isterdi, O’nun yanında olmasını. Ve üçüncü yaz da gelmişti. Adam üçüncü beyin ameliyatına giriyordu. Son iki yıl içinde neler paylaşmıştı O’nunla ? Hayır, buna paylaşmak denemezdi. Neler vermişti kendi adına. Bir seferinde kendi kendisi için hazırladığı bir dergiyi bile O’na vermişti. Az kalsın mektup içinde ona ilân-ı aşk edecekti. Yapamamıştı. Sonraki sayılardaki mektuplarında bu konuyu yazmış fakat O’nun haberi olmamıştı. Çünkü yazdıklarını kimse bilmiyordu. Bu kadar çekinmesinin nedenlerini kendince araştırmıştı. Kendini yaşlı ve eksik hissediyordu. Bunlar O’nun için hiç önemli olmayabilirdi. Yirmibeş yaşından beri hiçbir kadına “Seni Seviyorum” dememişti. Bundan önceki ilişkilerinde hep kızların ya da kadınların şefkatli davranışlarıyla onlarla birlikte olabilmişti. Zaten çoğunluğu da yabancıydı. Hepsi hepsi iki elin parmaklarını geçmiyorlardı. Sonra O kendi özel hayatından, ilişkilerinden hiç ama hiç söz etmiyordu. Bu da orta yaşlı adama büyük bir çekingenlik veriyordu. Bu adamın kendi kuruntusu olabilirdi. Ama durum buydu. O’nun da utanma duygusu içinde olabileceği büyük bir olasılıktı. İlk atağı adamdan beklemesi çok doğaldı. Orta yaşlı adam ise  tüm özel yaşantısını ona açmıştı. Bir tepki beklemişti, işin açıkçası. Gelmemişti. Ama tüm bunlar ilk atağın adamdan gelmemesini mazur gösteremezdi. Yapamamıştı işte.

 

Ve galiba yapamayacaktı.

 

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
KÜLTÜR SANAT SITE VE BLOGLARI
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:10
| Sonraki Sayfa
Image Hosted by ImageShack.us

Hakkımda

Ben Muammer Aygün. 54 yasindayim. Emekli Kimya Mühendisiyim. Özürlüyüm. Esim ve ben su anda Almanya'da yasiyoruz. Hayati ve yeni yerler görmeyi cok seviyorum. Sevgi ile kalin....

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS
Radyo7
Sevgi Pinari

Arkadaşlar

nurdane diken
kartanem
tekeli
muzaffererdem
fatihcetinkaya
papatyadiyari
guelguezeli
cumali90
battygirl
papatyadiyarikart
angel14
mesalem
eroman
handangokcek2
gungormehmet
papatyadiyarihikaye
01hediyemin
kaylule
serraserra
rphikayeler
gulosunhobileri
kitapnehri

Ana Sayfaya Dönüs

Ana Sayfa

Radyo7

* Radyo7

Radyolar

Radyo5
ShowRadyo
Genel
Radyo Viva

Genel

Haydi Bilgimizi Ölcelim
Gülelim
Edebiyatcilar Dernegi
Gazeteler

Felluce

Biz Bu Bayramda Vurulduk
KÜLTÜR SANAT SITE VE BLOGLARI